Yusuf DİNÇ Yusuf DİNÇ - 21 Mar 2016 Pazartesi

Birçok gelişmiş ve önemli ekonomide merkez bankalarının temel amacı olarak fiyat istikrarı belirlenmiştir. Bu ifade enflasyon hedeflemesi olarak pratik bulur. 

Merkez bankalarının diğer amaçları arasında işsizlikle mücadele, kur hedeflemesi gibi unsurlar yer alır. Aslında merkez bankaları temel amacından ekonomik görünüme göre sapar. Çünkü ekonomide bir takım değişkenler diğer değişkenlerle ekonomik problem doğuracak şekilde ilişkidedir. Örneğin faiz, enflasyon, kur değerlerinin hepsini birden piyasanın ve siyasanın umduğu biçimde yönetmek imkânsızdır. O yüzden impossible trinity gibi kavramlar gelişmiştir.

Temel amaç olan enflasyon hedeflemesi dahi tek başına istenildiği gibi yönetilememektedir. En başarılı merkez bankalarından olan TCMB dahi hedeflemelerinden sapabilmektedir. FED ve ECB belirli bir enflasyon uranına ulaşabilmek için sınırsız gibi görünen likidite genişlemeleri tercih etmiş, istediği sonucu alamayan FED faiz oranı üzerinden enflasyon hedefine ulaşmaya çalışmış ancak bunda da başarılı olamayıp en son toplantısından itibaren stratejisinde değişikliğe gittiğini belirtmiştir.

FED, BoJ ve ECB yukarı yönlü enflasyon üzerinde belirleyici olmaya çalışmaktadır. Ancak aldıkları likidite gevşetme tedbirleri likidite tuzağı olarak değerlendirilmiştir. Likidite genişletmesi enflasyonda beklenen oranda bir artış sağlamamıştır. Belirli oranda enflasyon sağlıklı bir ekonomide beklenen bir durumdur. Enflasyonun en önemli belirleyicisi ise merkez bankalarının likiditeye ilişkin tutumudur. Merkez bankaları likidite gevşettiklerinde yani piyasaya likit sunduğunda enflasyonist etki olması beklenir. Merkez bankalarının likidite gevşetmesi genellikle para basma olarak ortaya çıkar. Bir merkez bankası enflasyonu düşürmek istediğinde ise piyasadan likidite çeker. Yani piyasadaki para bolluğunu sıkarak talep üzerinde aşağı yönlü belirleyici olur. Böylelikle fiyatlar genel düzeyi daha yavaş artmaya veya düşmeye başlar.

İşte bizim merkez bankamız da enflasyonla mücadele etmeye çalışanlardandır. Hatta faiz ve kuru da imkânsız olsa da baskılamaya çalışmaktadır. Bu üçünü birden kontrol etmek imkânsızdır. Ancak merkez bankası önceliğini enflasyon ve kur olarak belirlemiştir. Bu durum şöyle bir strateji gerektirir; likiditeyi kısma…

Şu an piyasadan önemli oranda TL çekilmiştir. Mevduatlar üzerindeki dolarizasyon etkisi de piyasadan TL çekilmesinde etkili olmuştur. TL kıtlığı piyasada talep doğurarak TL’nin değerini dengede tutmaya yarar. Daha da önemlisi enflasyonla mücadelede en etkili araç olarak öne çıkar.

Yani merkez bankasının TL likiditesini sıkılaştırması enflasyon ve kur üzerinde olumlu etki yapmıştır. Üstelik enerji ithalatçısı olarak Türkiye’de enflasyon üzerindeki en önemli belirleyicilerden birisi döviz kurudur. Petrol ve emtia fiyatındaki düşüş kurdaki düşüşle desteklenince enflasyon üzerindeki baskı önemli şekilde hafifletilmiş olur.

Bunlar TL likiditesinde sıkılaştıranın olumlu tarafları. Ancak yazının başında belirttiğim gibi önemli bir ekonomik değişken olan fiz tarafında bu sıkılaştırma yukarı yönlü etki yapar. Piyasada TL faiz oranları üzerindeki yukarı yönlü etki firmaları döviz borçlanarak kur riski almaya itmektedir. Perakende borçlanıcılar açısından ise döviz borçlanmak mümkün olmadığından yıllık %16’lara varan konut kredisi oranları ortaya çıkmaktadır. TL cinsinden borçlanmakta ısrar eden işletmeler içinse kısa vadeli maliyet %17-19’lara kadar varmaktadır.Piyasa faiz oranları üzerindeki bu etki yatırımları olumsuz etkilemektedir. Yatırımların ötelenmesi büyüme üzerinde olumsuz sonuçlar doğurur. Ayrıca yatırım yapılamazsa istihdam da artırılamaz. Yüksek piyasa faiz oranlarının önemli etkilediği sektörlerden birisi ise ekonomimizin göbekten bağlı olduğu konut piyasasıdır. Konut satışlarını olumsuz etkileyen mortgage faiz oranları ekonominin tümü üzerinde olumsuz bir etki yapabilir. İnşaatın tüm sektörler üzerindeki etkisi Türkiye’de oldukça belirleyicidir.

İşte merkez bankamız bu zor denklemi çözmeye çalışırken FED’in ABD ekonomisinden beklentilerinin gerçekleşmemesi ve faiz artırımı konusunda geri adı atması fevkalade bir destek olarak USD kuru üzerinde aşağı yönlü trendi ortaya çıkarmıştır. 

ECB’nin kararları ile EURO bölgesinin iyileşebileceği ümidinin ortaya çıkması ise EUR kurunu desteklemiştir. Türkiye’nin satış kuru olan EUR’nun değerli olması pozitif bir belirleyicidir. USD karşısında nispeten güçlü EUR imalat sanayimizi parite etkisi ile olumlu etkiler. İmalatta girdi USD olduğundan ve satışlar ekseri EUR cinsinden olduğundan bu durum maliyete ve karlılığa olumlu etki yapar.

USD kurunun 2,75 seviyelerine gelmesi halinde ise piyasanın yanında TCMB için önemli bir alan açılmış olacaktır. Kurun 2,75 seviyelerine gelmesi halinde TCMB için likidite bollaştırıcı alan açılacaktır. Böylelikle piyasaya TL sürülmesi piyasa faiz oranları üzerinde aşağı yönlü etki yaparak yatırımları destekler. Bu durum istihdamı artırarak büyüme üzerinde pozitif etki yapacaktır.

FED kararları bu bakımdan önemlidir. FED’in faiz artırma ihtimali azaldıkça USD kuru aşağı yönlü etkilenecektir. Bu durum Türkiye ile beraber gelişmekte olan ekonomileri destekleyerek global piyasalar için de olumlu etki yapacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Piyasa
Hisse
Yön
Son
Fark
Saat
Yön
95.169
1,26
16:43
Yön
91.586
1,16
16:47
Yön
118.048
1,20
16:43
Yön
5,8934
-0,55
17:03
Yön
6,4834
-0,83
17:03
Yön
7,4497
-0,29
17:03
Yön
281,7
-0,99
17:03
Yön
451
-0,98
17:03
Yön
902
-0,98
17:03
Yön
1870
-0,89
16:51
spancer16x16
spancer16x16
Döviz Çevirici
TL
Amerikan Doları
Euro
İsviçre Frangı
Yen
İngiliz Sterlini
Serbest piyasa verileri kullanılarak hesaplanmaktadır.
spancer16x16
Altın Çevirici
Altın Türü Seçiniz
spancer16x16
spancer16x16
spancer16x16
  •  
  •